bazı öpüşmelerve kaygı kumbarası
bazen nerede olduğumu unutuyorum. fiziksel bir yer değil bu içeride bir yer.
bazen tamamıyla çocuk gibi kenara çekilip ağlamak istiyorum. o ağlama bir üzüntünün getirdiği türden değil, şımarıklık bu. Bir şeyler yapmak yerine yapılmasını istediğim dönemler oluyor. herkes için her şeyi yapabildiğim bir dönemde kendime soruyorum ben bir köprü müyüm, yoksa bir araç mı?
elde etmek iyidir. İşe yaramak iyidir. peki neden çabam kendime değil? Neden kendi istediğim gibi yaşamak yerine ileride "aile" denen şeyin rahatlığı için çalışıyorum? Bazen tek yaşayıp tek ölmek istiyorum öyle olsa sorunum olmaz, yalnızca kendi ihtiyaçlarım için çalışırım. Ama bunu düşünmek bile bir şımarıklık, üstelik ütopik.
Hayat teorik değil, pratiktir.
Düşündüğüm gibi yaşayamadım hiçbir zaman. Hep tökezledim. Ama başladığım yerden çok uzağım şimdi bu da bir şey sayılır galiba.
Tüm hayat vicdan ekseninde dönüyor sanırım. Bu yüzden etrafa bu kadar çaba. Vicdan parmak izi gibi herkeste farklı çalışıyor. yine de şükür.
Hayat boyunca nerede olduğumu, ne olduğumu sorgulayacağım. Bir yaşıma kadar kendimi çok iyi tanıdığımı, benliğimi bulduğumu sanmıştım. Ama ben çevremdeki herkesin bir parçasıyım onlarda da benden bir parça var. Belki benlik denen şey hiç sabit durmuyordur.
Çoğunlukla istediğim şeylerin peşinden sonuna kadar gidebildiğimi düşünürüm. Ama zaman zaman bir korku geliyor yaptıklarımın boşa olduğu, övgü almak için yapıldığı korkusu. Ve o korku beni dumana çeviriyor. Gerçekten öyle mi olduğunu düşünmekten kendimi alıkoyamıyorum.
Belki en dürüst soru bu: Bunu sen mi istiyorsun, yoksa seni alkışlayan biri mi?
