Gizli zevk
Eve döndüğünde yüzünde suçlu bir yorgunluk, gözlerinde ise kaçamak bir bakış vardı. Telefonunu bir kalkan gibi karısından gizliyor, çocuklarına ayırması gereken zamanı o karanlık ekranın başında, adeta büyülenmiş gibi tüketiyordu. Kimseyle paylaşamadığı, paylaşsa yerin dibine gireceği o görüntülere bakarken parmakları titriyordu.
Gece olduğunda telefonunu kapatıp yastığının altına sakladı. Karısı karanlığın içinde sessizce ağlıyordu; artık emindi, yuvası yıkılıyordu. Adam bazen aniden dışarı çıkıyor, eve döndüğünde ise üzerinde yabancı, keskin bir parfüm kokusu, dişleri fırçalanmış, elleri sabunla ovulmuş halde geliyordu. Bu aşırı temizlik, kadının yüreğine ihanetin en somut kanıtı gibi çöküyordu.
"Bana bak, beni aldatıyor musun? Doğruyu söyle!" diye feryat etti kadın bir gece. Adam, yakalanmış bir suçlunun soğukkanlılığı ama bir o kadar da çaresiz endişesiyle, "Ne alakası var, saçmalama. Yat uyu," dedi. Kadın sustu ama içindeki şüphe bir canavar gibi büyümeye devam etti.
Ertesi gün dükkanda sürekli dışarı kaçıyordu. Her dönüşünde üzerine daha fazla parfüm boca ediyor, ağzına avuçla naneli şeker atıyordu. Islak mendillerle elini yüzünü siliyor, sanki bir günahın izlerini silmeye çalışıyordu. Sonunda patronu onu kenara çekti:
"Uyuşturucu mu kullanıyorsun, ne yapıyorsun oğlum sen? Sürekli bir gerginlik, bir sinir... Eğer bir pisliğe bulaştıysan söyle!"
Adam reddetti, yeminler etti ama kimseyi inandıramadı. O sustukça, çevresindeki herkes bu boşluğu en kirli, en ağır günahlarla doldurdu. Onun naif dünyasında "kötü" olan her şey aynı kefedeydi; bu sakladığı şeyi itiraf etmek, onun için onurunu kaybetmekle birdi.
Aylar sonra, kadına o beklenen ama yıkıcı telefon geldi. Adam bir otel odasında ölü bulunmuştu. Kadın, odaya bir ihanetin kanıtını bulmaya, kocasının gizli hayatıyla yüzleşmeye gitti. Titreyen ellerle kapıyı açtı. Gözleri yatakta bir kadın kıyafeti, bir kadeh veya yabancı bir iz aradı.
Ama odada sadece ağır, bayat bir duman kokusu vardı.
Komodinin üzerinde bir çakmak ve tek bir dalı eksilmiş, yeni açılmış bir paket duruyordu. Telefonun ekranı hala açıktı; bir tütün sarma videosunun son karesinde takılı kalmıştı.
O kadar naif, o kadar başkalarının onayına hapsolmuş bir adamdı ki; hayatındaki tek kaçamağı olan sigara içmeyi bile uyuşturucuyla, ihanetle bir tutmuş; kimse tek bir laf etmesin, mükemmelliğine leke gelmesin diye otel odalarına sığınmıştı. Herkes ona dünyevi günahlar yakıştırıp sırt çevirirken, o sadece bir nefeslik özgürlüğün mahcubiyetiyle kalbine yenik düşmüştü. Cenazesinde herkesin hissettiği o devasa vicdan azabı, adamın hayatı boyunca içtiği tüm sigaraların dumanından daha boğucuydu.
