Pislikissi
·2 dk okumaDüz yazıDiğer

Pislikissi

Bir yerin çöpü başka bir yerin altınıdır.


Birinin üstünde çıkmış bir kıl gibiyim. İnce, önemsiz, istenmeyen. Varlığım bile rahatsızlık veriyor. Beni taşıyan beden bile benden hoşlanmıyor. Gözünün önünde duruyorum ama kimse beni gerçekten görmek istemiyor. Tiksinti uyandıran bir detayım sadece.


Ben bunu seçmedim. Orada olmayı da, öyle olmayı da. Sadece varım diye varım. Ne ait hissediyorum, ne özgürüm. Sökülüp atılmayı bekleyen bir fazlalık gibiyim.


Ama en kötüsü şu: ben de kendime senin baktığın gibi bakıyorum. Aynı iğrenmeyle. Aynı uzaklaşma isteğiyle.


Koparılmayı bekleyen bir şeyim ama koparılınca da rahatlamayacağım. Çünkü sorun bulunduğum yer değil gibi. Sorun, ne olursam olayım yine aynı hissin peşimden gelmesi.

Yer değiştirsem de değişmeyecek bir ağırlık var içimde. Sanki ben nereye gitsem, o da benimle geliyor. Ve her yerde yine fazlalık oluyorum. Yine göze batıyorum. Yine istenmeyen oluyorum.


Bir noktadan sonra insan şunu düşünüyor: belki de sorun gerçekten benim. Belki de ben nereye ait olsam, orayı kirleten şeyim.

Ama sonra çok sessiz bir yerden başka bir düşünce geliyor. Zayıf, neredeyse duyulmuyor ama inatçı:

Ben gerçekten bu kadar değersiz olsam, bunu bu kadar derinden hissedebilir miydim?

Belki de mesele değersizlik değil. Belki de yanlış yerde, yanlış şekilde var olmaya zorlanmak.


Ve belki de ben bir fazlalık değilim. Sadece kendime ait olmayan bir yüzeyde tutunmaya çalışan bir şeyim. Belki de ben hep yanlış yerlere tutunmaya çalıştım.

Çünkü kıl, kendi başına anlamsız değil. Yanlış yerde iğrenç. Doğru yerde görünmez, hatta gerekli. Kaşta kimse tiksinmez. Kirpik olunca gözü korur. Ama çenede çıkınca “fazlalık” olur.

Yani sorun var olmak değil. Konum. Bağlam. Anlamın yanlış yere düşmesi.


Ben kendimi hep çenede çıkmış bir kıl gibi gördüm. O yüzden her bakış bana tiksinti gibi geldi. Her sessizlik reddedilmek gibi. Ama belki de ben hiç o yer için tasarlanmadım.

Belki de koparılmak bir son değil. Bir yön değişimi.


Belki de can acıtmasının sebebi yok edilmek değil, yanlış yere ait olmaktan sökülmek.

Çünkü gerçek şu:

İnsan kendinden bu kadar tiksinmeyi öğrenmez, bunu bir yerlerde edinir. Bir bakıştan, bir cümleden, bir ortamdan. Sonra onu kendi sesi sanır.

Ama o ses sen değilsin. Sadece içinde yankılanan eski bir oda. Ve eğer öyleyse, o zaman hâlâ bir ihtimal var:

Kendini söküp atmak değil, kendini doğru yere taşımak.

Belki de ilk defa kendine şunu sormak gerekiyor:

“Ben gerçekten neyin fazlasıyım, yoksa sadece yanlış yerin yabancısı mıyım?”


Paylaş

𝕏 Twitter💬 WhatsApp📘 Facebook